cialis prijs viagra pillen viagra voor vrouwen kamagra gel viagra prijs

levitra bestellen viagra bestellen viagra generika online cialis generika kamagra 100mg kamagra online viagra generika levitra 20mg lovegra kaufen levitra 20 mg tadalafil 20mg cialis bestellen priligy dapoxetine levitra generika cialis ohne rezept levitra generika kamagra bestellen cialis generika kamagra tabletten kamagra oral jelly kamagra shop levitra generika viagra bestellen viagra generika cialis kaufen kamagra tabletten kamagra bestellen

ÇEVRE DUYARLI MİMARLIK - AKADEMYA EKOLOJİK MİMARLIK LTD

woolrich canada belstaff motorcycle jackets moncler vancouver barbour jacket duvetica canada uggs canada peuterey jacket woolrich parka timberlands canada parajumpers gobi timberland boots women duvetica outlet parajumpers outlet moncler canada timberland boots timberland canada ugg canada parajumpers canada barbour canada woolrich clothing canada goose vest canada goose vest sale moncler jackets ugg winter boots belstaff canada peuterey canada

ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

cialis prijs viagra pillen viagra voor vrouwen kamagra gel viagra prijs

cialis prijs viagra pillen viagra voor vrouwen kamagra gel viagra prijs

HABER ARA


Gelişmiş Arama

cialis prijs viagra pillen viagra voor vrouwen kamagra gel viagra prijs

EN ÇOK OKUNANLAR

cialis prijs viagra pillen viagra voor vrouwen kamagra gel viagra prijs

ÇEVRE DUYARLI MİMARLIK

ÇEVRE DUYARLI MİMARLIK

Tarih 03 Mart 2014, 22:23 Editör

Doğal kaynakların verimli kullanımından toplumsal refah seviyesinin yükseltmesine kadar çok girdili,

Doğal kaynakların verimli kullanımından toplumsal refah seviyesinin yükseltmesine kadar çok girdili, karmaşık bir tasarım sürecinde eko-teknolojiler, çok sayıda değişkenin birlikte ele alınmasına imkân veren sistemler. Yazar, böyle bir sürecin kısıtlamalarına hâkim olmayı sağlayan ve sürdürülebilir mimari tasarımın yeniden biçimlenmesinde etkin rol oynayarak alternatif çözüm yolları üreten eko-teknolojilerle geliştirilmiş projelere değiniyor. Dünya genelinde tüketilen enerjinin % 50’si ve suyun % 42’sinin yapıların inşa ve kullanım sürecinde harcandığı bilinmektedir. (1) İçme sularındaki kirlenmenin % 40’ı ve CFCs, HCFCs salınımlarının % 50’si de yine bu tür yapılarla ilişkili faaliyetlerden kaynaklanmaktadır. (2) Ayrıca yapıların biyoharmolojik özelliklere sahip olmaması, yaşamlarının neredeyse % 80’ini kapalı mekânlarda geçiren insanların sağlığını da olumsuz yönde etkilemektedir. İngiltere’de bu konuda yapılan bir araştırmaya göre niteliksiz binalardan kaynaklanan hastalıkların tedavisi için yılda 2 milyar pound’dan fazla harcama yapıldığı ve bu rakamın yerel yönetimlerin yapı inşasına ayırdıkları bütçeden yüksek olduğu tespit edilmiştir. (3) Tüm bu nedenlerden dolayı mimari tasarımda ekolojik yaklaşım düşüncesi gelişmiş ve bu yeni düşünce biçimi Birleşmiş Milletler’in Brundtland Komisyonu tarafından 1987 yılında yayımlanan “Ortak Geleceğimiz” raporundaki “sürdürülebilirlik” tanımını ana amaç olarak almıştır. Buradaki tanım “ekonomik, çevresel ve toplumsal ihtiyaçların gelecek kuşakların yaşam şartlarına zarar vermeden karşılanması” şeklindedir. (4) Bu tanıma uygun gelişen mimarlık, doğal kaynakların verimli kullanımından toplumsal refah seviyesini yükseltmesine kadar çok sayıda girdiyi içeren karmaşık bir tasarım sürecine dönüşmüştür. Böyle bir tasarım sürecinde geleneksel proje çözüm yöntemlerinin kullanılmasının artık yeterince tatminkâr olamayacağı açıktır. (5) Bu noktada eko-teknolojiler, çok sayıda değişkenin birlikte ele alınmasına imkân veren sistemler olarak, böyle bir sürecin kısıtlamalarına hâkim olmayı sağlayacak ve sürdürülebilir mimari tasarımın yeniden biçimlenmesinde etkin rol oynayacak alternatif çözüm yolları olarak görünmektedir. Bu makalede, eko-teknolojilerin sürdürülebilir mimarinin biçimlenişindeki rolü çeşitli projeler üzerinden incelenmektedir. Bu bağlamda, eko-teknolojilerle geliştirilmiş 20 farklı sürdürülebilir mimari proje incelenmekte ve bu projeler iki farklı yönüyle değerlendirilmektedir: Bunlardan ilki, eko-teknolojilerin geleneksel proje çözüm yöntemlerinden farklı olarak sunduğu tasarım imkânlarının belirlenmesi, diğeri ise bu teknolojiler sayesinde projelerin kazandığı sürdürülebilir üstünlüklerin ortaya konulmasıdır. Sonuç olarak, eko-teknolojilerin sürdürülebilir mimarinin biçimlenişindeki rolü tanımlanmaktadır. EKO-TEKNOLOJİLERLE GELİŞTİRİLMİŞ MİMARİ PROJELERİN İNCELENMESİ Eko-teknolojilerin mimari tasarımın biçimlenişindeki rolünün ortaya konulmasına yönelik incelenmiş olan 20 farklı sürdürülebilir mimari projeyle ilgi edinilen bilgiler özet biçimde aşağıda açıklanmaktadır. Dinamik Solar Cephe Center of Architecture Science and Technology önderliğinde Rensselaer Politeknik Enstitüsü, Skidmore, Owings ve Merill’in tasarladıkları cephe sistemi, güneş ışınlarını kendi merkezine yönlendiren piramidal formda saydam camların petek düzeninde birbirlerine monte edilmesiyle oluşmuştur. (Resim 1, 2) Her cam piramidin merkezine yerleştirilen lensler güneş ışığını 500 kat yoğunlaştırarak bir pul büyüklüğündeki ve “spectrolab” adı verilen, galyum arsenidden üretilmiş güneş hücrelerine yönlendirmektedir. Aynı zamanda saydam bir cephe oluşturan bu teknolojiyle güneş ışığından % 60-80 verimlilikte yararlanmak mümkün olmaktadır. (6) Halbuki bugün binalarda kullanılan güneş pillerinden sadece % 5-20 oranında bir verimlilikle elektrik enerjisi üretilebilmektedir. (7) Aktif Modüler Bitkisel Arıtma Sistemi Gelişen ülkelerdeki çağdaş yapı malzemeleri ve yapı tipleri iç hava kalitesinin (IAQ) bozulmasına neden olmaktadır. Bu sorunun çözümüne yönelik tasarlanmış olan aktif bitkisel arıtma sistemlerinin elde edilmesinde ise topraksız bitki yetiştirme (hydroponic) biliminden faydalanılmış ve sistemin çalışması için gerekli olan çevresel koşullar tasarım girdisi olarak dijital ortama aktarılmıştır. Resim 3 ve 4’teki gibi elde edilen model sanal ortada deneyimlenerek, herhangi bir ilave enerjiye gerek olmaksızın, American Society of Heating, Refrigerating and Air-Conditioning Engineers (ASHRAE) tarafından tanımlanmış olan iç mekân temiz hava şartlarını sağlayabildiği görülmüştür. Bitkilerin ekolojik anlamda iç mekânlarda kullanılması, geleneksel tasarım yaklaşımlarında alışılagelmiş bir durumdur. Ancak bu şekilde nefes alan bir yapı elemanına dönüştürülmesi, eko-teknolojilerin sunduğu imkânlarla mümkün olabilmiştir. Solar Cephe Sistemi Birleşmiş Milletler’in 2010 yılı raporunda 1,4 milyar insanın temiz içilebilir sudan mahrum durumda olduğu ve bu sayının 2025'te 6 kat artacağı belirtilmektedir. Bu nedenle doğal su kaynaklarının etkin kullanımına yönelik yapılan çalışmalar sürdürülebilirlik açısından son derece önemlidir. Nyserda ve Nystar’ın geliştirdiği solar bina kabuk sistemi ise bu konuyla ilgili oluşturulmuş sıradışı bir tasarımdır. Dijital ortamda modellenmiş yarı geçirgen özellikteki bu kabuk, kirli ve temiz suyu birbirlerinden ayırmakta, suyun geri dönüşümünü, arıtılmasını ve termal kontrolünü sağlamaktadır. (Resim 5) Ekoseramik Kaplama Seramik 8 bin yıl bozulmadan kalabilen ve doğaya zarar vermeyen ekolojik bir malzemedir. Arizona Üniversitesi tarafından desteklenen bir projede bu malzemenin iç ısı dengesini sağlayan modüler cephe kaplama elemanı olarak üretilmesi sağlanmıştır. (Resim 6) İlk aşamada bilgisayar ortamında oluşturulan tasarım, yine aynı ortamda fiziksel gölge analizleri ve güneş insidansı testlerinden geçirilmiştir. Bu testler sonucunda yerel iklime bağlı olarak iç mekân konfor koşullarını sağlayabildiği görülmüştür. Bu ise eko-teknolojilerle seramik malzemeye alışılagelmiş özelliklerinin ötesinde farklı sürdürülebilir kabiliyetler kazandırılabileceğini göstermektedir. Eko-Kabuk Kumtaşı, çapları 1/16-2 mm. arasında olan kum tanelerinin doğal çimentoyla birleşmesiyle oluşmaktadır. Bu taş, aşınma-basınç dayanımının yüksek olması, atmosfer etkilerine karşı direnç göstermesinden dolayı yüzyıllardır kullanılan sürdürülebilir bir malzemedir. Bu malzemenin uygulandığı tarihî yapılardan bazılarına örnek olarak ise Türkiye’deki Edirne Gar Binası ve Hindistan’daki Tac Mahal gösterilebilir. (8) Federico Rossi tarafından 2007 yılında tasarlanan ve Umman’ın yeni konut tipolojisinin oluşumu için geliştirilen eko-kabuk da aynı malzemeden üretilmiştir. (Resim 7) Kabuğu oluşturan bu malzeme, tüm yüzey boyunca farklı ebatlarda ve değişik diziliş biçimleriyle yerleştirilmiştir. Çeşitli yazılımlar sayesinde elde edilen bu biçimleniş, malzemenin çevresel etkilere direnç gösterme kabiliyetinin yanında, iç mekânda doğal aydınlatma koşullarının iyileştirilmesi, mikro iklim alanları yaratılması ve güneşin radyasyon etkisinin elimine edilmesi amacıyla kullanılabilir hale getirilmesini sağlamıştır. Isoka Kulesi 2006 yılında Thomas Herzig’in tasarladığı proje, suyun üzerinde inşa edilecek biçimde kurgulanmıştır. (Resim 8) Cepheyi oluşturan fotovoltaik hücrelerin yılda yaklaşık 800.000 kWh enerji üretmesi beklenmektedir. Halbuki bugün güneş panelleriyle en etkin biçimde elektrik enerjisi elde edildiği kabul edilen İtalya’daki Roma Çocuk Müzesi yılda 18.000 kWh, Hollanda’daki Dortrecht 22 ev 22.600 kWh ve Newyork’daki Times Square Binası ise 690.000 kWh enerji üretmektedir. (9) Ayrıca Herzig’in tasarladığı bu cephe, güneş panellerinden daha hafiftir ve bu nedenle binanın taşıyıcı sistemine getirdiği yük çok daha azdır. Binanın gövdesi ise metal ve membran birleşimli bilgisayar ortamında üretilmiş melez bir malzemeden oluşmaktadır. Bu malzeme iç mekân konfor koşullarını doğal yollarla sağlayabilmektedir. Baloncuk Gökdelen Farzad Mirshafiei, Amin Aghagholizade, Farzin Misami ve Peyman Aali’in tasarladığı gökdelenin cephesi okyanus dalgalarıyla meydana gelen fırtına rüzgârlarına karşı aerodinamik özelliğe sahip baloncuklardan oluşmaktadır. (Resim 9) Ayrıca tabandaki üç ayak ve yapısal çekirdek yanal güçlere karşı direnç gösterir. Rüzgâr ve solar oryantasyona göre oluşturulmuş baloncuklar arasında atriumlar bulunmaktadır. Gök bahçeleri biçiminde sosyal alanlar olarak kullanılan bu atriumlar baca görevi yaparak doğal havalandırma sağlar. Baloncuklar dalgadan enerji üretmekte, yağmur suyunu toplamakta, güneş paneli ve rüzgâr türbini olarak çalışmaktadır. Tek bir formun farklı boyutlardaki tekrarından oluşan bu kabuk, doğal kaynakların etkin kullanımını sağlayan sıradışı bir tasarımdır. Biyoklimatik Kule Julia Koerner’in tasarladığı projede, ekvatoral iklimler için biyoklimatik yapı sistemi oluşturması amaçlanmıştır. Tasarımdaki pasif havalandırma stratejisiyle hem enerji verimliliği hem de sıradışı bir estetik elde edilmiştir. Binanın çok eklemli yapısı cephede çeşitli desenler oluştururken aynı zamanda iç mekân için biyoklimatik özellik taşır. (Resim 10, 11) Kule iki temel unsurdan oluşur. Bunlardan ilki taşıyıcı sistem ve iç mekânların arasındaki span büküm helikslerdir, diğeri ise havalandırma sistemini oluşturan opak monolitik çekirdeklerdir. Bu çekirdekler ayrıca günün erken ve geç saatlerinde binanın iç kısmına güneş ışığının kontrollü şekilde girmesini sağlamak amacıyla doğu ve batıya konumlandırılmışlardır. Günümüzde genellikle daha yüksek enerji ihtiyacı olan sanayi yapıları ya da elektrik santrallerinde kullanılan rüzgâr türbinleri sayesinde enerji elde edilirken, Koerner’in bu tasarımıyla tekil ve çok yüksek olmayan binaların bizzat kendi formları sayesinde rüzgârın enerjiye dönüştürülmesi mümkün olabilmiştir. Hydrotower Anggoro Putro ve Raul Renada’nın tasarladığı bina suyun yüzeyinde inşa edilmek üzere projelendirilmiştir. (Resim 12) Küresel ısınmayla birlikte yakın gelecekte kıyı yerleşimlerinin tamamen suların altında kalacağı varsayılmaktadır. Hydrotower’ın tasarlanmasındaki ana amaç ise böyle bir durum için alternatif yaşam alanlarının yaratılmasıdır. Ayrıca bina, sınırsız kaynaklar olan deniz, güneş ve rüzgârdan maksimum faydalanılabilecek biçimde kurgulanmıştır ve bu yapılırken ağaç yapraklarının biyolojik özellikleri tasarım değişkeni olarak kullanılmıştır. Dış cephedeki yapraklar esnek hareketleriyle rüzgâra göre yön değiştirmektedir. Ayrıca binanın alt kısmında deniz akımlarını enerjiye dönüştüren ayrı bir sistem de bulunmaktadır. Sualtı Binası Higinio Llames ve Ifigeneia Arvaniti’nin tasarladığı projenin ana konsepti suyun altında yeni yaşam alanları yaratmaktır. Bina deniz altında ters bir gökdelen olarak tanımlanabilir. (Resim 13) Deniz üzerindeki bölümde yaşam ve çalışma alanları, alt kısımda ise ortak sosyal alanlar yer almaktadır. Proje geliştirilirken denizanasının kubbeli şemsiye formu ve suyun içerisindeki denge unsurları incelenmiş, bu bilgiler tasarım değişkeni olarak kullanılmıştır. Binanın suyun altında kalan kabuğu ise yine denizanasının doğal yapısı esas alınarak çift membranlı melez bir malzemeden üretilmiştir. Bu malzeme balans tankı gibi denizdeki hava ve su miktarını kontrol ederek denge sağlamaktadır. Ayrıca güneş panelleri, rüzgâr türbinleri ve yağmur suyu kolektörleri doğal kaynakların etkin kullanımına imkân vermektedir. Yuva Gökdelen Bugün bir binanın iklim değişimlerine uyum sağlayabilmesi için süreç organizasyonlarının değiştirilmesi, hassaslık, risk, kapasite ve iklim etkilerinin değerlendirilmesi, çevreye uyum için stratejik plan geliştirilmesi, planlanan yapısal değişikliklerin uygulanması ve uyumun başarısının kontrol edilmesi gibi peş peşe gelen karmaşık bir sürecin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. (10) Ryohei Koike ve Jarod Poenisch’ın tasarladığıyuva gökdelen ise tüm bu karmaşık sürecin tek bir akıllı cephe elemanıyla çözümlenmesini sağlamıştır. Gökdelen ileridüzey malzemeler ve robotik inşaat teknikleri kullanılarak, Tokyo’nun iklim ve kentsel koşullarına uyum sağlayacak şekilde tasarlanmıştır. (Resim 14) Karbon içerikli ve fiber bağlayıcılı betonun performansı ise binanın formu ve yapım yöntemini biçimlendirmektedir. Cephedeki çok katmanlı panjurlar, güneş ve rüzgârın değişimine bağlı olarak kalınlaşıp dönerek akıllı bir yüzey gibi çalışmaktadır. Ayrıca mekânları oluşturan yuvaların formu rijit kat döşemelerinden tamamen bağımsız olarak biçimlenmekte ve hem basınç hem de gerilmeyle çalışan elemanlardan oluşan bir yapıya dönüşmektedir. Ekolojik Gökdelen Kenneth Loh ve Michelle Lim’in tasarladığı proje güneş enerjisiyle çalışan yeni bir kentsel prototiptir. (Resim 15) Tüm cephe güneş pilleri ve su kolektör sistemlerinden oluşan ince bir zarla kaplıdır. Binanın temel yüzeyinden itibaren oluşan sıcak hava hareketleri silindirin içerisinde farklı oyuklarda yeralan bahçeler ve rekreasyon alanları için mikro iklim koşullarını oluşturur. Hava hareketlerinin bu şekilde kontrol altına alınabilmesi için klimatoloji biliminin verilerini kullanan bir programdan yararlanılmıştır. Ayrıca binada yeraltı sularıyla çalışan elektrik santrali bulunmaktadır. Yağmur suları toplanır, filtre edilir, depolanır ve bir kısmı da enerji üretmek için kullanılır. Binanın başka bir özelliği ise çatı bahçelerine benzer ancak çok daha etkin biçimde çevresel sıcaklığı düşürme kabiliyetine sahip yeşil alanların olmasıdır. Yüzen Şehir William Erwin ve Dan Fletcher’in tasarladığı bu projeyle okyanusta konutlar oluşturarak, alternatif bir sürdürülebilir yaşam ortamı yaratılması amaçlanmıştır. (Resim 16) Başka bir deyişle bina yüzen bir şehir niteliğinde olup, aynı zamanda kendisi için gerekli enerjiyi üretebilecek kabiliyete sahiptir. Bunun için okyanusta oluşan su akımlarını enerjiye çevirecek 1.200 feet derinliğinde türbinler tasarlanmıştır. Suyun üzerindeki kabuk ise esnek fotovoltaik yüzeylerden oluşur ve güneş ışınlarını enerjiye dönüştürür. Ayrıca binanın çekirdeğinde deniz suyunu tatlı suya çeviren arıtma tesisi bulunmaktadır. Gök Masa Rus mimar Ayrat Khusnutdinov tarafından yapılan proje dört ayakla desteklenen geniş yatay bir bina biçimindedir. (Resim 17) Tasarımdaki amaç binanın zemine oturduğu yüzey alanını en aza indirerek yapılaşmadan kaynaklanan doğal çevrenin yokolmasına engel olmaktır. Ayrıca çatının tamamı yeşil alan olarak ayrılmış ve konut bölümü alt kısımlarda düşünülmüştür. Binanın aerodinamik şekli, hızlı hava akımlarını doğrudan çelik hasırların altındaki rüzgâr türbinlerine yönlendirerek enerji üretimini sağlamaktadır. Çatıdaki fotovoltaik hücreler ise güneş ışınlarını enerjiye dönüştürerek bina için gerekli olan elektrik enerjisini üretmektedir. Amerikan Büyükelçiliği 2010 yılı Amerikan Büyükelçilik Binası Proje Yarışması’nda birinciliğe değer görülen ve Kieran Timberlake tarafından tasarlanan bina, revak üzerine oturan kristal bir küp şeklindedir. (Resim 18-19) Projede doğal kaynaklardan faydalanılarak maksimum hacimde minimum enerji tüketilmesi amaçlanmıştır. Binanın çatısındaki kristal fotovoltaik dizi 345.000 kWh enerji üretmektedir. Ayrıca cephede kullanılan ince film folyolar, güneş kontrol ve elektrik enerjisi sağlayan elemanlar olarak çalışmaktadır. Biomorfik Dantel Mimarlık firması Forrest Fulton’ın tasarladığı proje, Erivan için park ve alışveriş merkezi kompleksi olarak düşünülmüştür. (Resim 20-22) Biomorfik bina, oturduğu zeminle kaynaşan bir yapısal örgü oluşturur. Binanın üst kısmı bitkilendirilmiş çatı bahçesi şeklinde olup, yayalar için erişilebilir eğlence parkı niteliğindedir. Birçok yeşil unsur arasında, su toplayan ve sulama sağlayan arıtma tesisleri bulunmaktadır. Toplanan suların bir kısmı içme suyuna çevrilir. Binanın merkezinde ise atriumlar oluşturulmuştur. Eko-teknoloji ürünü olan dantel biçimindeki bu kabuk, güneş ışığının kontrollü bir biçimde içeriye girmesini sağlamaktadır. Suyu Arıtan Gökdelen Rezza Rahdian, Erwin Setiawan, Ayu Diah Shanti ve Leonardus Chrisnantyo’nun tasarladığı bu proje, Hindistan’ın son yıllarda çok kirlenmiş olan büyük Ciliwung nehri sularının arıtılması amacıyla geliştirilmiştir. Ayrıca proje, nehrin olduğu bölgedeki gecekondularda yaşayan halk için daha iyi yaşam koşulları sunan bir yerleşim yeri olarak düşünülmüştür. (Resim 23) Ciliwung Kurtarma Programı (CRP) kapsamında geliştirilen bu proje, nehir suyundaki çöplerin toplanarak üç aşamada mega-filtrelerle arıtılmasını sağlamaktadır. İlk ayrılan organik çöp, toprak için gübre amaçlı kullanılır. İkinci aşamada tehlikeli kimyasallar çözümlenir ve önemli mineraller eklenerek su arıtılır. Temiz su daha sonra nehir ve yakın tarım alanlarına kılcal tüp sistemiyle ulaştırılır. Üçüncü aşamada ise tüm geri dönüştürülebilir atıklar işlenir. Bir makine gibi çalışan bu yapı ayrıca rüzgâr, güneş yoluyla ve hidroelektrik sistemleriyle enerji üreten % 100 sürdürülebilir bir bina niteliğindedir. Eko-kozalar Binalar sadece iklimlendirme, aydınlatma gibi kullanım sürecinde enerji harcamakla kalmamakta, yapım aşamasında ihtiyaç duyulan malzemelerin üretimi, taşınması ve uygulanması için de enerji kullanımını gerektirmektedir. Dolayısıyla bir yapının sürdürülebilir olması için yapım aşamasında da az enerjiyi tüketmesi ve emisyon salınımının düşürülmesi gerekmektedir. Bu amaçla Höweler + Yoon Mimarlık ve Squared Design Lab tarafından tasarlanan ve biyo-yakıt üreten eko-kozalar, kendi enerjisini kullanarak inşaat sürecinin devam ettirilmesini sağlayacak şekilde geliştirilmiştir. (Resim 24) Bu akıllı model doğal kaynakların tüketildiği bina yapım sürecindeki enerji kullanımının ve emisyon salınımının en aza indirilmesine yardımcı olmaktadır. Uçan Şehir Belçikalı mimar Vincent Callebaut’un tasarladığı bina uçan bir şehir niteliğindedir. Binada biyo-yakıt üreten sistemler, rüzgâr tribünleri ve güneş panelleri bulunmaktadır. Tasarım aynı zamanda uçaktan daha yavaş, ancak otomobilden daha hızlı hareket eden yeni bir ulaşım aracı niteliği taşımaktadır. (Resim 25, 26) Yapı 2.000 metreye kadar yükselebilmekte ve 200 ton ağırlığı 175 km/h hızla taşıyabilmektedir. Konut, ofis, laboratuarlar ve eğlence alanlarından oluşan bu yapının taşıyıcı sistemi 400 metre yüksekliğindeki dikey bir omurga şeklindedir. Yaşam alanları arasında kalan balon biçimindeki bölmeler binanın hareket etmesine yardımcı olan biyo-hidrojen ve helyumla doludur. Bina kendi enerjisini üretebilecek şekilde tasarlanmıştır. Yerin Altında Bina Fernando Castiñeira, Hernan Goldfarb, Alejandro Ispani, Alex Nelken, Javier Maratea ve Malena Verni tarafından 2007 yılında tasarlanmış olan bu projeyle, çağdaş metropoller için yerin altında yeni bir yaşam biçimi önerilmektedir. (Resim 27) Projenin ortasında bulunan boşluk tüm alanların aydınlatılması ve havalandırılmasını sağlamaktadır. Ayrıca binanın toprağın altında tasarlanması ısıtma-soğutma için harcanacak enerjiyi en aza indirmekte ve bu şekilde doğal kaynakların tüketimi büyük oranda azalmaktadır. ***

Bu haber 2090 defa okunmu?tur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Duyurular

GÜNEŞ ENERJİSİYLE ŞEHRİ TEMİZLEYEN BİNA!

GÜNEŞ ENERJİSİYLE ŞEHRİ TEMİZLEYEN BİNA! Güneş enerjisiyle şehri temizleyen bina!

cialis prijs viagra pillen viagra voor vrouwen kamagra gel viagra prijs

cialis prijs viagra pillen viagra voor vrouwen kamagra gel viagra prijs

cialis prijs viagra pillen viagra voor vrouwen kamagra gel viagra prijs

ANKET

İSTANBULUN PLANLAMA POLİTIKASINA KATILIYORMUSUNUZ?



Tüm Anketler

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapy: MyDesign Haber Sistemi